6 Ağustos 2012 Pazartesi

ALEVİ-SÜNNİ PROVOKASYONU DEŞİFRE

kardeşlerim ......


Türkiye dünyaya hükümdar ve önder olacak 


en yüksek dereceli alimler Türkiye'den 


çıkacak manevi levhalara yazıldı ....







şeytanoğlu kahin medyum psişikleri 





levhaları okudular .....







ayrılıkçılar -pkk - devrede olmadı



Antakya alevileri ve çevresinde



provakatörler iş başında



ajanlar iş başında ....







kardeşlerim provakatör ajanlar ne derse desin



gerçek şu ki :

hazreti Ali yi sevmek demek



sevdigini sevmek



sevdigini yapmak demektir .








hazreti Ali habibine aşıktı



kuran okurdu



oruç tutardı 







namaz kılardı



camide ibadet ederdi ...











hazreti Ali efendimiz halifeligi sırasında kılıcı



zülfikarını yüksege kaldırdı :







" beni seven



benden önceki halifeleri çok sevsin dedi ...

beni seven



Allah'ın habibine aşık olsun

ve benim sevgim



onun yanında çok zayıf olsun



diye halkına haykırdı ...... "







" Beni yani Ali yi seviyorsanız



namazınızı kılınız



Allahın habibine tabi olunuz ...



bana tabi olmayın



benim dediklerime uyun ...



şimdi ben halifeyim



insanların emir başıyım ...



ben böyle halkım olmasını istiyorum ...



dedi .... "







kardeşlerim



12 imam namaz kılardı



oruç tutardı



zekat verirdi


12 imam camilerde namaz kılardı



peygamberimize çokca salatü selam getirirdi ...



sünnetlerine uyuyorlardı ...



12 imam kuranı çokca okurlardı



onlar saz çalmıyordu ...zikir yapıyordu ...

kardeşlerim


provakasyonlarda bilgi yetersizliginden yararlanılır ...

hazreti Ali efendimiz



namaza aşıktı



kurana aşıktı



habibine aşıktı ...

ve insanların namaz kılması için çok mücadele eder ve 







uğraşırdı ...



kişi namaza ne kadar zayıfsa hazreti Ali yi zayıf seviyor 







demektir

kılmıyorsa hiç sevmiyor demektir ....

namazlı kuranlı secdeli habine aşık



alevi kardeşlerime degildir sözüm .....

kardeşlerim



ayrımcılık için çaba gösterilen bu dönemde



hazreti ali efendimiz adina uydurulanlara itibar etmeyiniz


bu yalancı dede ve babalar



cehennemde de



dede baba olacak



yalancı şeyh ler cehennemde de şeyh olacak ....



esselamu aleyküm ....,,,,





  
       Türkiye, belki de tarihinin en hassas dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan PKK toplumsal bir çatışmaya zemin hazırlamak için eylemlerini artırıyor, diğer yandan da ülkede Alevi-Sünni kavgası çıkarılmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz günlerde Malatya'da yaşanan bir olay, nasıl da provokasyona açık bir yapımız olduğunu bir kere daha gösterdi. Kısa bir süre önce Aydın ve Adıyaman'da meydana gelen iki olayda Alevilerin evleri işaretlenmiş, kapılarına tehdit dolu cümleler yazılmıştı. Bu hadiseler, "Acaba birileri yine düğmeye mi bastı?" sorusunu gündeme getirdi. Çıkarılmak istenen olası bir Alevi-Sünni kavgasına hiç de yabancı değiliz aslında. 1980 öncesinde oynanan bu oyun, adeta Türkiye'nin 'yumuşak karnı' olma özelliği taşıyor. Aynı oyunun kartları Türk-Kürt çatışması üzerinden de karılıyor. Bugüne kadar Türkler ve Kürtler arasında toplumsal bir çatışma çıkaramayan bazı çevreler, son kozlarını oynuyor. Maalesef buna medya da alet oluyor. İki grup arasında çıkan bir kavga hemen Türk ve Kürt çatışması olarak servis ediliyor. Bu da olası provokasyonlara zemin hazırlıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir güvenlik yetkilisi, Suriye'deki savaşa dikkat çekerek oyuna gelmememiz gerektiğini söylüyor. Yetkililer, "Türkiye, Suriye'deki rejimin değişmesi için bastırdıkça birileri de yumuşak karnımızdan yaklaşıyor. Gazeteler 'Suriye'nin kuzeyinde kürt devleti kuruldu' şeklinde manşetler atıyor. Bir kere Suriye'de büyük bir belirsizlik var. Böylesine belirsiz bir ortamda Kürtlerin hemen bir devlet kurması hiç de kolay değil." diyor. Yetkililere göre gazetelerin bu tutumuyla en ufak bir kıvılcım bile Kürt-Türk çatışmasına dönüşebilir. Ayrıca Esed'in Nusayri olması sürekli gündemde tutulursa güney bölgelerinde yaşayan Arap-Alevileri incinebilir, çatışma için uygun zemin hazırlanmış olur. 

Göç alan bütün il ve ilçeler tehlikeli 

Mersin, Aydın, Adana, Bursa, Antalya, İzmir ve İstanbul gibi illerde Kürtler yoğun olarak yaşıyor. Bazı ilçeler ve kasabalarda da çatışma için müsait zeminler var. Çatalca, Ceyhan, Tarsus, Dörtyol ve Reyhanlı gibi hem Türk hem de Kürt nüfusunun birbirine yakın olduğu ilçeler tehlike arz ediyor. Yine İstanbul'un Zeytinburnu, Bağcılar, Sancaktepe, Gaziosmanpaşa, Gülsuyu, Bahçelievler gibi semtlerde olası karışıklıklar çıkabilir. Zeytinburnu'nda kısa bir süre önce Türk-Kürt çatışması çıkarılmak istenmiş, işyerleri tahrip edilmişti. Diyarbakır, Hakkâri ve Şırnak ise Kürtlerin sıkça sokağa döküldüğü, esnafın kepenk indirdiği illerin başında geliyor. Bu provokasyonlar genelde Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin yıldönümlerinde yaşanıyor. Öcalan'ın hapishane şartlarını bahane eden, Nevruz'u kutlayan, KCK tutuklularına destek vermek isteyen bazı örgüt sempatizanları da sokağa dökülüyor. 

Misyoner provokasyonları tazeliğini koruyor 

Trabzon'un şehit cenazelerine karşı ayrı bir hassasiyeti var. Şehirde yaşayan gençler şehit haberlerinde tepkisini anında ortaya koyuyor. Bir dönem Karadeniz'de var olmak için çabalayan PKK'nın bölge halkında Kürtlere karşı bir önyargının oluşmasına neden olduğu biliniyor. Güvenlik yetkilileri, Karadeniz'de olası bir Türk-Kürt çatışmasından ziyade Rahip Santoro cinayetine benzer provokasyonların olabileceğine dikkat çekiyor. Hrant Dink'in katilinin ve azmettiricisinin de bu ilden çıkması, şehirle ilgili bazı ipuçları veriyor. Malatya'da işlenen Zirve Yayınevi cinayeti de ülkemizde yaşayan azınlıklara karşı olası bir provokasyon ihtimalini her zaman gündemde tutuyor. Malatya ve Trabzon'daki misyoner cinayetleri, geçmişte yapılan 'din elden gidiyor, her yere kilise ev açılıyor' şeklindeki propagandaların nasıl da hedefine ulaştığını gösteriyor. 

Hatay, Adana ve Mersin'e özellikle dikkat edilmeli 

Suriye'deki gelişmelere paralel olarak Hatay, Adana ve Mersin illerinde olası provokasyon ihtimalleri doğabilir. Çünkü bu bölgelerde yoğun bir şekilde Arap-Alevisi yaşıyor. Hatay'ın yüzde 30'u, Mersin ve Adana illerinin ise neredeyse yüzde 15'i bu mezhebe mensup kişilerden oluşuyor. Esed'in Nusayriliğinden çok 'Baas'cılığının vurgulanması, kendi halkına yaptığı zulmün gündemde tutulması, daha akılcı bir yöntem. Aksi takdirde Nusayriliği ile ön plana çıkartılan Esed, Türkiye'de yaşayan Arap-Alevilerine zarar verebilir, olası bir provokasyonun fitilini ateşleyebilir. 

Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı küçük iller kırmızı alarm veriyor 

Geçtiğimiz günlerde Malatya'nın Sürgü Belediyesi'nde yaşanan üzücü Alevi-Sünni gerginliği, gayet basit bir olay gibi görünüyordu ama kasaba karışmıştı bir kere. Küçük bir kıvılcım insanları sokağa dökmeye yetti. Alevi bir Sürgülü, iddiaya göre evinin önünde Ramazan davulu çalınmasından rahatsız olmuş, davulcuyla ağız dalaşına girmişti. Ertesi gece olay biraz daha büyümüş ve bütün bir kasabaya sirayet etmişti. Böylesi durumlarda fısıltı gazetesi küçük il, ilçe, kasaba ve köylerde, hemen devreye giriyor. Fısıltı gazetesinin attığı manşetleri tahmin etmek de güç olmasa gerek, "Oruç tutmadığı için davulcuya küfretmiş, hatta hızını alamamış dine diyanete de dil uzatmış!" Bazı Alevi ve Sünnilerin patlamaya hazır birer bomba haline gelmesinin tarihsel bir altyapısı var. Bazı inanç ve fikir ayrılıkları, geçmişte kanlı çatışmalarla kendini gösterdi. 1978 yılında meydana gelen ve perde arkası hâlâ aydınlatılamayan Maraş Olayları sonrasında 150 Alevi vatandaş hayatını kaybetti. Merkezi otorite, olayların çıkmasını önlemediği gibi neredeyse 1 hafta süren çatışmayı bastırmakta aciz kaldı. 12 Eylül'ün hemen öncesinde 1980 yılında yaşanan Çorum Olayları, darbe için elle tutulur somut bir nedendi artık. 1993 yılında meydana gelen Sivas katliamı ve iki yıl sonrasında gerçekleşen Gazi Mahallesi Olayları ise hafızalardaki tazeliğini hâlâ koruyor. Maraş, Çorum ve Sivas, olası bir provokasyona en müsait illerin başında geliyor çünkü bu illerde yaşayan vatandaşların zihinlerinde hâlâ büyük bir travma yatıyor. Güvenlik yetkilileri, bu illeri 'provokasyona müsait fay hatları' olarak niteliyor. "Yara kaşınırsa anında kanama olur" uyarısında bulunuyor. Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı küçük Anadolu illeri, istihbaratçılara göre kırmızı alarm veriyor. Çünkü büyük şehirlerde Alevilik ve Sünnilik aşınmaya uğruyor, mezhepsel öncelikler göz ardı ediliyor. Bu bağlamda Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan, Elazığ, Kars, Bingöl ve Sinop'ta yaşayanların daha dikkatli olması gerekiyor. 

Türk-Kürt değil turist kavgası! 

Türk-Kürt meselesi, kaşımaya en müsait bir diğer konu olarak sürekli gündemimizde. Doğudan gelen bir şehit haberi, Batı'da etkisini anında gösteriyor ve insanları sokağa dökmeye yetiyor. Özellikle Türk milliyetçilerinin yoğun olarak yaşadığı illerde hava birden değişiveriyor. Gençler, Türk bayraklarıyla sokağa dökülüyor hatta Doğu ve Güneydoğu'ya yolcu taşıyan otobüsler taşlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Muğla'nın Ortaca ilçesinin turistik beldesi Dalyan'da, iddiaya göre birkaç genç, Diyarbakırlıların işlettiği bir otelin restoranına Türk oldukları gerekçesiyle alınmamış ve tartışma çıkmıştı. Restorana alınmayan gençler, 50 kişilik bir grupla tekrar mekâna gelip ortalığı dağıtmış, polis, olayı güçlükle yatıştırabilmişti. Olay araştırınca aslında gerçeğin bu şekilde olmadığı, iki grup arasında turist kadınlar yüzünden çıkan kavganın toplumsal gerginliğe dönüştürülmek istendiği anlaşıldı. Güvenlik yetkilileri tam da bu noktaya değinerek, "Gazeteler 'Suriye'nin kuzeyinde Kürt devleti kuruldu' şeklinde manşetler atıyor. Bir kere Suriye'de büyük bir belirsizlik var. Böylesine belirsiz bir ortamda Kürtlerin hemen bir devlet kurması hiç de kolay değil. Gazeteler bunu manşetlere taşıyınca en ufak bir kıvılcım bile sınırlarımız içerisinde bir Kürt-Türk çatışmasına dönüşebilir. Batıdakiler hemen, 'Ne oluyoruz, bugün devlet kuran yarın bizden toprak ister' diyor. Suriye'de neredeyse 2,5 milyon civarında Kürt yaşıyor. Bunların Türkiye ile akrabalıkları, tarihsel birliktelikleri var. Medya Kürtleri dışlayan bir dil kullanırsa çatışma için psikolojik iklimi kendi eliyle oluşturur, onları PKK'nın kucağına iter. Ortadoğu'da kartların yeniden karıldığı bir dönemden geçiyoruz. Belki de önümüzdeki yıllarda bazı ülkelerin sınırları değişecek. İşte bu yüzden duygusal düşünmemek gerek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden göç alan bütün il ve ilçeler olası bir Kürt-Türk çatışması için müsait ortam oluşturuyor. 



http://www.facebook.com/ottomanm2d

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder